Öğrenmek üzerine - Üç çizgili Apistogramma'nın bulduğu çözüm

Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu, İstanbul

Kaynak ve resimler: Fischverhalten beobachten und verstehen<, Jörg Vierke

Hayvanlar da öğrenebilir ve düşünebilir mi, yoksa bu yetenekler sadece insana mı özeldir? Milattan önce binlerce yıl ötesine kadar dayanan çok eski tarihlerden beri düşünürler bu konuya kafa yorup ateşli tartışmalara girmişlerdir.

Hayvanları insanlardan kesin çizgilerle ayıranlar grubuna dahil olan ve "düşünüyorum öyleyse varım" diyen ünlü Fransız filozof Descartes (1596-1650), bu konuda, bırakın düşünmeyi vs., "hayvanlar hissetmez" diyecek kadar ileri gitmiştir.

Modern biyologlar ve davranış bilimcilerinin çoğunun üzerinde birleştikleri görüşe göre ise hayvanlar da öğreniyor, hatta öğrendiklerinden çıkarımlar yapıp içinde bulundukları yeni şartlar altında hayatta kalmalarını ve soylarını sürdürmelerini sağlayacak çözümleri üretebiliyorlar. Beslenme, güvenlik ve üreme gibi yaşamsal konularda öğrenmenin önemi daha da artıyor. Hayatta kalabilmek için canlı, en basiti, nerede yem bulacağı, neleri yiyip nelere dokunmaması gerektiği, kimin dostu kimin düşmanı olduğu gibi bilgilerin bir bölümünü sonradan öğrenmek zorundadır. Çevre şartları, tamamı öngörülemeyecek bir şekilde sürekli değiştiği için bütün bu bilgilerin, -özellikle de hızlı değişkenlik içeren altkümesinin- nesilden nesile sadece kalıtım yoluyla aktarılması olanaklı değildir. Ancak kalıtım, öğrenme yeteneğini ve eğilimlerini belirleyebilir.

Her akvaryum sahibi, akvaryumuna yaklaşınca balıkların yem atılan köşeye üşüştüklerini gözlemiştir. Balıklar bakıcılarının yaklaşmasıyla yemlenme arasındaki ilişkiyi kurmuş, hatta yemin atıldığı köşeyi dahi öğrenmişlerdir.

Karl von Frisch, sonradan davranış bilimcileri arasında çok ünlü olan deneylerinde, predatör bir tür olan kedi çöpçülerine (Ictalurus nebulosus), çeşitli sesler çıkarabilen bir düdüğün sadece bir tonunun yem atıldığı anlamına geldiğini öğretmiştir. Bu deneyde, düdüğün sadece belirli bir tonunda yem atılmış, daha ince veya kalın diğer tonlarda ise başlangıçta yem vakti sanıp ortaya çıkan balıklar, akvaryum camına ince bir çubukla vurarak ürkütülmüşlerdir. Bir süre sonra balıkların sadece doğru seste ortaya çıktıkları, diğer tonlarda ise yerlerinden hiç kımıldamadıkları gözlenmiştir. Böylece kedi çöpçülerinin farklı ses tonlarının farklı anlamlar taşıdığını öğrenebildikleri ve bu arada, yaklaşık bir oktavlık bir aralıktan itibaren sesleri net olarak ayırt edebildikleri anlaşılmıştır.

Melek balığı veya kakadu gibi sosyal çiklit türlerini beslemiş olan akvaristler mutlaka gözlemişlerdir: Bu balıklar kimin güçlü kimin zayıf olduğunu çabuk öğrenirler. Topluluktaki bütün balıklar astını-üstünü öğrenince hiyerarşik bir düzen oluşur, her balık yerini ve haddini bilir. Üstlerinden biriyle karşılaştığında balık, gereksiz bir öfkeye maruz kalmamak için karşısındakinin üstünlüğünü kabul ettiğini belirten yatıştırıcı hareketler yapar ve -akvaryumun genişliği olanak veriyorsa- üstünün bölgesinden çıkar. Benzer davranış tarzlarını köpekler gibi diğer hiyerarşik düzen içinde yaşayan sosyal hayvan türlerinde görmek mümkündür.

Jörg Vierke, Fischverhalten beobachten und verstehen (balık davranışlarını gözlemek ve anlamak) adlı kitabında, küçücük bir balığın dahi öğrenebildiğini ve yaşam kurtaracak akıllıca çıkarımlar yapabildiğini gösteren çok çarpıcı bir gözlemini anlatmış. Yazısına yakıştırdığı özdeyiş de ilginç:

Yaşam öğrenmeyeni cezalandırır
Bir çift Apistogramma trifasciata, soldaki erkek (max. boy 6cm), sağdaki dişi (max. boy 4cm). Üretim akvaryumumuzdaki küçük çiklitin latince adı Apistogramma trifasciata, Almancası Dreistreifen Apistogramma (üç çizgili Apistogramma). Erkeğin bütün gövdesi gök mavisi parlıyor. Üst yüzgeçinin ön kılçıkları arasından çıkan uçları ateş kırmızısı deri uzantılarıyla kafasına tüy takmış kızılderili savaşçılarını andırıyor. Bu mücevher parçalarının bakımı hiç de kolay değil. Gerekli su şartlarını sağlamanın zorluğu bir yana (çok yumuşak, asitli, düşük nitrat ve organik atık düzeyi), erkekler biribirlerine ve hatta dişilere bile hırsla saldırıyorlar. Neyseki dişiler, yüzgeçlerini vücutlarına yapıştırıp karınlarını gösteren S şekli vücut duruşlarıyla "tamam patron sensin" diyerek saldırgan erkekleri nasıl yatıştıracaklarını iyi biliyorlar.

Bu cüce çiklitler için de en iyisi büyük akvaryumlar. Diğer Apistogramma türlerinin çoğu gibi bu balıklar da harem tipi bir sosyal yaşam sürüyorlar. Paşanın hüküm sürdüğü geniş bir bölgenin içinde yer alan birkaç dişinin kendilerine ait alt-bölgeleri. Fakat bu balıkları, akvaryumda tek çift olarak da tutmak mümkündür.

Üç çizgili Apistogramma, yumurtlamak için gizli kovukları tercih eder. Ben, üretim akvaryumuma suni kovuk niyetine küçük bir toprak saksı yerleştirmiştim. Bu küçük çiklitler kökler veya taşların arasındaki kovuklardan da hoşlanıyorlar ama toprak saksılar üretim için çok pratik oluyor. Ne olup bittiğini takip edebilmek için saksının büyük ağzını akvaryumun ön camına bakacak şekilde yerleştirmiştim.

Dişi, sırtüstü yüzerek 100 kadar yumurtayı kovuğun tavanına yapıştırdı. Erkek de aynı şekilde yüzerek yumurtaları dölledi. Bu yumurtlama ve dölleme işlemleri 8-10 hamlede tamamlandı.

Yumurtlamadan sonra dişi, erkeği yuvanın yakın çevresinden uzaklaştırmaya çalıştığı için -akvaryum küçük olduğu için bu yakın çevre bütün akvaryum anlamına geliyordu- erkeği akvaryumdan almak zorunda kaldım. Herşey plana uygun gidiyor gibiydi ama çok önemli bir hata yapmıştım: Üretim akvaryumunda ince kum yerine kalın taneli çakıl kullanmıştım.

Cüce çiklitlerin kovuk tabanın kazıp kumu girişin önüne yığmayı sevdiklerini biliyordum. Böylece hem yuvayı genişletiyor hem de girişi daraltarak güvenlik hissini arttırıyorlar. Kumu kazıp görüşü kapatmasınlar diye ben de iri taneli çakıl kullanmıştım. Saksıdan kovuğun tabanında da işte bu çakıl vardı.

Dişi, üç güne yakın bir süre kovuğun tavanındaki yumurtalara baktı. Yumurtadan yeni çıkan larvalar da daha birkaç saat boyunca kafalarındaki yapışkan salgı bezleri sayesinde tavana asılı kaldılar.

Şimdi öğlen zamanı, balıklarıma ayırabilecek birkaç dakikam var. Anne balık, artık kafalarının yapışkanlığı zayıflayan yavrularını ağzıyla tek tek toplayıp kovuk tabanındaki bir çukura bırakıyor. Ancak o anda büyük hatamın bilincine varabildim. Tabanda küçük larvalar için güvenli hiçbir yer yoktu! Bunu ben düşünemediysem balık nasıl düşünsün! Henüz yüzemeyen yardıma muhtaç larvalar şimdi çukurda yatıyor ve minik kuyruklarını sürekli çırpıyorlar. Bu kesintisiz kuyruk hareketleri hem oksijenli taze suyun dolaşımını sağlıyor, hem de dişinin annelik içgüdülerini uyarıp yavrularına bakmasını sağlıyor. Fakat bu şekilde yerlerinde durmuyor ve yavaşça iri çakılların arasından aşağı doğru kayıyorlar. Bu felaket çukurunda ne olacağı belliydi: Ufaklıkların çok büyük bir bölümünü iri taneli çakıllar şimdiden yutmuştu.

Dişi Apistogramma trifasciata son çare olarak kalan yavrularını saksının üst yüzeyine yerleştiriyor.Akşam akvaryumu bir kez daha kontrol ediyorum. Ne olur ne olmaz, belki çukurdaki birkaç larva paçayı kurtarmıştır. Hayır, çukurda hiçbir şey kalmamış. Fakat o da ne, gözlerime inanamıyorum! Hala gayretle kuyruk çırpan 11 adet A. trifasciata larvası, tamamen açıkta, saksının üst yüzeyinde yatıyor, başlarında da onları bekleyen anneleri. Yuvarlak bir yüzeyde larvalar her an kayma tehlikesi altında ancak dişi balık çok dikkatli; aşağı kayanı ağzıyla hemen yakalayıp tekrar saksının tepesine yerleştiriyor. Bu 11 larva kuşkusuz son geriye kalanlar.

Belli ki anne balık iri taneli çakılla ilgili sorunu farketti ve çözümü buldu: Geriye kalan, henüz yüzemeyen yavrularını akvaryumdaki tek güvenli yere, yani saksının tepesindeki düz yüzeye koymak. Halbuki cüce çiklitler, doğada ve normalde, yumurtadan çıkan larvalarını her zaman için -başlangıçta genellikle kovuğun tabanında olmak üzere- kumda kazdıkları bir çukurda toplarlar. Hiçbir zaman için onları, kovuklarının dışındaki her yönden açık ve korunmasız düz bir zemine yerleştirmezler.

0
Sayfaya verdiğiniz not: Hiçbiri