Van Gölü'nün incisi

Yazan: Özgür Dinçer, İstanbul

Fotoğraflar: Mehmet Hostalı, Ali Dağer & Doğa Gözcüleri Derneği

Coğrafya derslerimizde Van Gölü'nü, 3713 km2'lik alana sahip, derinliği en fazla 451 metre, ortalama olarak da 171 metre olan Türkiye'nin en büyük gölü olarak öğrendik. Yakın geçmişte Van Gölü Canavarı haberleriyle belleklerimizdeki bilgiler bir kez daha tazelendi ama gölde herhangi bir canavar izi bulunamayınca bir süre sonra gölü yine unutuverdik. Acaba canavarı bulunmayan bu büyük gölde başka canlılık yok muydu?

Sodalı göl suyunun (tuzluluk %0,19, pH 9.8) alkali yapısı biyolojik canlılığı kısıtlıyor gibi görünse de İnci Kefali bu göl havzasını kendine vatan bellemiş endemik (sadece bu havzada bulunan) bir canlı türü. Yapılan bir araştırma gölün sodalı suyunda bu balıktan başka bir balık türünün yaşayamayacağını göstermiş. Ayrıca çok benzer su kimyasına sahip Van Gölü yakınlarındaki Erciş Gölü'ne de insan eliyle inci kefali aşılanmış; bu gölde de çok başarılı şekilde yaşamlarını sürdürdükleri gözlenmiş, hatta ekonomik olarak yararlanılmaya da başlanmış.

Nasıl oluyor da canlı yaşamına uygun görünmeyen gölün sodalı sularında bu kefal türü yaşayabiliyor, ne yiyip içiyor, bu gölde nasıl çoğalıyor?

Aslında inci kefali, ismindeki kefal takma adının aksine, göçebe sazangillerden olan Chalcalburnus tarichi'nin bir türü. Ömürleri 8-10 yılı bulabiliyor. Eski bilimsel yayınlarda sadece havzadaki akarsularda yaşadığı belirtilen bu türün, yazılanların aksine, gölün oluşumundan çok önce havzadaki tatlı sularda yaşadığı, gölün oluşumundan sonra da gölün sodalı suyuna adapte olduğu düşünülüyor. Yaşam döngüleri ise belgesellerde sıkça izlediğimiz somon balıklarıyla neredeyse aynı.

Akarsularda hayata gelen yavru inci kefaller, bir kaç hafta içinde besinin akarsulara göre daha çok bulunduğu göle doğru göç ediyorlar. Gölde yetişkin olana kadar (yaklaşık 3 yıl) kalıyor ve nisan ayı gibi üreme dönemi geldiğinde doğdukları akarsulara tekrar geri dönüyorlar. Haziran-Temmuz aylarına kadar yumurtalarını akarsularda taşlara ve sert yüzeylere yapıştırdıktan sonra tekrar göle geri dönüyorlar. Akarsular boyunca yapılan bu zorlu tersine yüzmeler Deliçay ve Muradiye çaylarında çok açık görülebiliyor.

Gölün sodalı suları bu balıkların besin zincirini de olumsuz etkiliyor ama inci kefali bu sorunun da üstesinden gelmiş. Aslında tüm yıl boyunca zooplankton ve fitoplanktonlarla beslenen bu tür, kışın planktonların azalmasıyla beraber besin olarak algleri (diatome ve diğer basit yosunları) tüketerek hayatta kalıyor. En önemli besin maddesini de bildik bir planktonik canlı olan Daphnia (su piresi)oluşturuyor.

Buraya kadar inci kefalinin üstesinden gelemediği bir sorun bulunmuyor ta ki göl çevresindeki 15 bini bulan yöre halkının ve balıkçıların bu özel balık türünden ekonomik olarak yararlanmak istemelerine kadar.

Geleneksel avcılık ile tuzlanarak saklanan bu balık türü, talebin artmasıyla daha çok avlanmaya başlanmış. Balıkçıların ilgileri de günden güne artmış ve 90'lı yıllarda iç denizlerden avlanan balıkların %35'i sadece bu gölden yakalanmış. Balığın ekonomik değeri bölge halkı için ana geçim kaynaklarından ama sürdürülebilir bir avlanma stratejisi malesef geliştirilememiş.

Geleneksel de olsa ticari de olsa, balıkların üremek için akarsulara yöneldikleri Nisan-Temmuz dönemi öncelikle tercih edilen avlanma zamanı. Bu dönemde gölde beslenip erişkinliğe ulaşan balıklar, (her biri 15-24 cm boylarında ve 70-80 gr ağırlığında) gölün sodalı sularından tatlı suya alışabilmek için (göl ve akarsudaki osmotik basıncın ayarlanması için) akarsu ağızlarında (mansaplar) kümeler oluşturuyor ve bir süre buralarda bekliyorlar. Bu da balıkçılar için kaçınılmaz kolay bir fırsat olmuş; toplu olarak avlanmışlar. Bununla da yetinilmemiş akarsu boyunca yükseltilerde (yapay veya doğal bentler) de ağlarla avlanmaya devam edilmiş. 1996'da yapılan bir araştırma bir yılda avlanan balıkların %90'ının üreme döneminde yakalanan balıkların oluşturduğunu gösteriyor.

Bu adaletsiz ve sürdürülemez avcılığa karşı Van Üniversitesi'nin ve sivil toplum örgütlerinin ortak çalışmaları ve görüşleriyle uygulanabilir bir av yasağı getirilmiş. Önceleri her sene Nisan-Mayıs veya Haziran-Temmuz olarak belirlenen yasak (yani üreme döneminde yine de avcılık yapılabilsin diye) zamanla daha da iyileştirilerek 15 Nisan-1 Temmuz olarak belirlenmiş. Türkiye'de kurallar genelde kağıt üzerinde işlediklerinden kaçak avcılık da bu işin peşini bırakmamış. Kaymakamlık kayıtlarından ilginç bir örnek vermek gerekirse 293 ton balık kaçak olarak bir gecede avlanmış. Koruma çalışmalarıyla, hem bölge halkı ve balık işletmecilerinin bilinç düzeyi arttırılmaya çalışılmış hem de kaçak avlanmaya yönelik alınan tedbirlerle (dere ağızlarına jandarma timlerinin yerleştirilmesi, geçici karakollar kurulması ve akarsular boyu devriye gezileri) kaçakçılığın büyük oranda önüne geçilmiş. Yapılan çalışmalarla sadece Erciş Gölü'nde 15-20 tona kadar kaçak avcılık geriletilmiş. 2001 yılından itibaren alınan koruma önlemleri giderek yaygınlık kazanmış. Günümüzde artık inci kefallerinin geleceği tehdit altında olmaktan kurtulmuştur fakat her şey normale dönmüş müdür? Ülkenin iç sularından avlanan 43 bin ton balığın 15 bin tonu bu gölden elde edilmekte ve avcılığın yanı sıra olası yeni tehditlerle malesef karşı karşıya.

Halen göldeki bu eşsiz balıklar kaçak avlanılıyor ve üreme dönemlerinde avlanılması için bölge halkı ve balık işletmeleri tarafından baskılar sürüyor. Bir diğer tehdit unsuru ise göle dökülen bazı akarsularla göle taşınan atıklar (şehir kanalizasyonu, deterjan, sanayi atıkları vb). Şu anda birincil tehdit olarak görülmüyor fakat sudaki kirlilik ilk önce bu balıkların besin zinciri olan planktonları etkiliyor ve bu etkilenme yapılan araştırmalarla da ispatlanmış. Ayrıca şimdilik sayıları az da olsa bazı önemli üreme göç yolları üzerindeki akarsularda bulunan kum ocakları da ayrı bir tehdit. Çekilen kumlar yapay bentlerin oluşmasına ve balıkların akarsu boyunca ilerlemesine engel olabiliyor.

Koruma çalışmaları, Van Üniversitesi, sivil toplum örgütleri, gönüllüler ve 2001 BM küresel çevre fonuyla ortaklaşa yürütülüyor. Dünyada göç yoğunluğuyla benzersiz olan bu havza, agro-turizm için de uygun bir seçenek olarak görülüyor. Göl havzası üzerinde düşünülecek her projenin gölde yaşayan bu tek ve özel balık türünün geleceği de göz önüne alınarak planlanmasını diliyoruz.

1
Sayfaya verdiğiniz not: Hiçbiri Ortalama: 1 (1 vote)
Yorum gönderim kuralları:
  • Yorumlar düzgün bir Türkçeyle, sitenin içeriğine ek bir değer katacak şekilde yazılmış olmalıdır.
  • Yorumun başlığı ana fikri net bir şekilde vermeli, yorumu diğerlerinden ve benzerlerinden ayırmalıdır.
  • Genel telif hakki kuralları yorumlar için de geçerlidir. Üç cümleyi aşmaması gereken doğrudan alıntılar için mutlaka kaynak belirtiniz.
  • Bütün yorumlar onaylanmadan önce kontrol edilir. Konuyla ilgisiz ya da reklam veya uygunsuz kelimeler içeren yorumlar silinir.
  • Balık ve bitki sayfalarında sadece bilgi verici yorumlar onaylanır. Bu sayfalarda ancak yeni bir fikir veya bilgi içeren, sayfanın içeriğine ek değer katan yorumlar yayınlanır.

Çok güzel bir yazı. Tebrik ederim. Saygılar...

Çok güzel bir yazı.
Tebrik ederim.
Saygılarımla

Çok guzel bılgılendırme

cok keyıf alarak okudum cok guzel bır bılgılendırme ama benım merak ettıgım ulkemızde baska yerlerde yetısmıyormu bu ıncı kefalı yanı sadece van ercıs golundemı yasamakta baska yerde yasamıyormu ?

buyan7473919 üye resmi

teşekkür

    Bu bilgileri paylaştığınız için teşekkürler .

   Saygılarımla