Amaçlarımız

Amaçlara geçmeden önce Bilyap’ın temel prensiplerini tekrarlamakta yarar var:

  • Bilinçli akvaryumculuk
  • Maksimum ekoloji, minimum teknoloji

Bilinçli akvaryumculuk Bilyap Aquaristic’in kuruluş sloganıdır. Herkes bilinç kelimesine kendince farklı anlamlar yükleyebileceği için Bilyap’ın bilinçli akvaryumculuk anlayışını konuya bir sayfa ayırarak ayrıntılarıyla anlatmıştık (bakınız ).

Maksimum ekoloji, minimum teknoloji aslında maksimum doğa teknolojisi, minimum insan teknolojisi anlamına geliyor. Hedef, akvaryumculuğu lüks bir malzeme sporu olmaktan çıkarıp, minimum malzeme, enerji ve bakım gerektiren biyotop akvaryumlarını geliştirmek ve tanıtmaktır. Bu anlayışa göre en iyi akvaryum, canlılara doğala en yakın yaşam şartlarını sunan, bununla beraber en az malzeme ve bakım gerektiren akvaryumdur. Bu malzemecilik konusuna aşağıda tekrar değineceğim.

Bilyap’ın amaçlarını üç maddeyle özetleyebilirim:

  1. Bilyap’ın prensiplerini ve amaçlarını benimseyen akvaristlerle organize olmak; ileride Bilyap’ın hissedarları olarak yönetimde pay sahibi olacak bir bilinçli akvaristler grubu kurmak
  2. Kültür-eğlence merkezi haline getirilecek bir Bilinçli Akvaryumculuk Kampüsü kurmak. Bu kampüste hoşça vakit geçirtici ve gelir getirici değişik aktivitelerin yanında, çeşitli biyotop havuzları sergilenmeli, ekolojik araştırma ve üretim yapılmalı.
  3. Ürünlerimizi ve servislerimizi bütün Türkiye’ye sunabilmek. Türkiye’nin neresinde olursa olsun, her üyemiz, bilgiye, servise ve malzemeye aynı kolaylıkla ulaşabilmeli. Bu açıdan internet ve ürün paletindeki eksikliklerin giderilmesi büyük önem taşıyor.

Artık internetten yeryüzüne inmek gerekiyor. Bilyap sadece alıp satan, arada da fırsat buldukça bilgi veren bir firma olmakla kalmamalı, aynı zamanda üretici de olabilmeli. Çünkü Bilyap’ın sadece kuruluş felsefesi değil, ticari çıkarları da bunu gerektiriyor. Bilyap’ın belirli bir hedef kesimi (doğaseverler ve bilinçli akvaristler) ve başka yerde bulunmayan, sadece kendisine ait ürünleri olmalıdır.

Yukarıdaki üç hedef, ciddi iş tecrübesi olanlara fazla geniş, biraz odaksız, hatta ütopik gibi gelebilir. Ancak altı yıllık tecrübelerimize dayanarak vardığımız sonuç şudur: Türkiye şartlarında bilinçli akvaryumculuk projesini gerçekleştirebilmek için projeyi bir bütün olarak düşünmek gerekiyor. Türkiye’de akvaryumculuk zaten çok küçük bir pazar; bu küçük pazarın bir de üreticilik, sergicilik, magazincilik gibi alt sektörlere, farklı organizasyonlara parçalanacak takati yok. Güçleri birleştirmek ve olası bütün sinerjilerden yararlanmak gerekiyor.

Örneğin son yıllarda biraz tavsamış olan Online Akvaryum Magazini’ni ele alalım. Bu magazini önümüzdeki yıllarda mutlaka devam ettirmek istiyoruz. Online magazinin hedef kesimi bellidir: Okuyan, araştıran, yabancı dil bilen bilinçli akvaristler. Dolayısıyla bu magazinde yayınlanacak her makalenin gerçekten ilginç ve orjinal olması gerekir. İnternette veya kitaplarda kolayca bulunabilecek sıradan bilgiler bu magazine ek bir değer katmaz; popüler bilgiler nasıl olsa başka kaynaklarda yeterince var. İngilizce veya Almanca makalelelerin Türkçe çevirileri de birşey kazandırmaz çünkü magazinin hedef kesimi zaten yabancı dil bilen, bilmiyorsa da öğrenme gayretini gösterebilen akvaristlerdir.

Sürekli kaynak araştırması yapıp kendi sentezlerini yazmakla Online Akvaryum Magazini ancak idare edilebilir, ama geliştirilemez. Çünkü bir süre sonra içerik kurulaşmaya ve sıradanlaşmaya başlar. Ayrıca makaleleri yazan yazarlarda da dışarıdan yeni fikir akışının eksikliğine bağlı bir bıkkınlık ortaya çıkabilir, bu da doğal olarak yaratıcılığı olumsuz etkiler. Gerçekten ilginç ve kaliteli bir içerik akışını devamlı kılabilmek için yeni araştırmalar, deneyler ve gözlemler yapabilmek gerekir. Bunun için de bir ekolojik üretim ve araştırma merkezine ihtiyaç vardır. Böyle bir merkezdeki çeşitli biyotop akvaryumlarında ve deney düzeneklerinde çok ilginç gözlemler yapılabilir, filmler çekilebilir ve bilimsel analizlerle gerçekten artı değeri olan orjinal bilgiler üretilebilir. Sadece benim aklımda şu anda özellikle bitkilerle ilgili onlarca ilginç deney fikri var, ancak yer ve imkan darlığından bu deneyleri yapamıyoruz.

Diyelim ki büyük paralar harcayarak bir ekolojik üretim ve araştırma merkezi kurduk. Böyle bir merkez nasıl finanse edilecek? Diğer bir deyişle, değirmenin suyu nereden gelecek? Çünkü Bilyap, vatandaştan vergi toplayan bir devlet kurumu ya da zengin birkaç hayırseverin finanse ettiği bir hayır kurumu değildir. Bilyap eleman çalıştıran, vergi ödeyen, sadece müşterilerinden elde ettiği gelirlerle kendi kendisini geçindirmek ve hatta ilerleyebilmek için kar etmek zorunda olan bir ticari kuruluştur.

İşte bu noktada ticari düşünmek, olası bütün işbirliklerinden ve gelir kaynaklarından yararlanabilen akıllı bir organizasyon kurabilmek gerekiyor.

Madem bir ekolojik araştırma ve üretim merkezi kuruldu, neden bu merkez aynı zamanda biyotop akvaryumlarının sergilendiği bir gösteri merkezi gibi kullanılamasın? Ekolojik üretim yapılmışken, neden üretilen bitki ve balık türleri satışa çıkarılmasın? Hazır bir gösteri merkezi kurulmuşken, neden bu merkez bahçe, kafeterya, kütüphane, çok amaçlı bir toplantı ve konser salonu, açık havada çeşitli spor imkanları gibi eklentilerle kendi kendisini geçindirmeyi başaran, ziyaretçilerinin bütün bir gün hoşça vakit geçirebilecekleri bir kültür-eğlence merkezine dönüştürülemesin? Aslında kirlilikten ve çirkinlikten geçilmeyen büyük şehirlerimizde doğaseverlere yönelik bu tip kültür merkezlerine çok ihtiyaç var.

Online magazinden yola çıkarak kültür ve eğlence merkezine geldik. Biyotop akvaryumlarına yönelik ürünlerden yola çıksaydık varacağımız nokta aynı olacaktı. O halde bilinçli akvaryumculuk projesini bir bütün olarak düşünmek gerekiyor. Bilyap çeşitli mesleklerden gelen bilinçli akvaristlerin katkılarıyla daha iyi organize olarak ekolojik araştırma ve kültür-eğlence merkezlerini gerçekleştirebilmelidir. Aksi halde proje yarım kalmış, yani aslında gerçekleştirilememiş demektir. Bu projenin esas zevki, herkesin gelip canlıların ilginç davranışlarını izleyebileceği güzel biyotop akvaryumlarını sergileyebilmektir.

Bilyap’ın farkı nedir?

Akla şöyle bir soru gelebilir: Bilyap’ın farkı nedir, neden bu tip projeler bizden ekonomik ve teknolojik yönden daha ileri olan örneğin Avrupa veya Amerika’da gerçekleştirilmemiş? Veya gerçekleştirilmişse Bilyap neleri farklı yapmak istiyor?

A. İhtişamlı akvaryum müzeleri

Aslında Avrupa ve Amerika’da çok sayıda halk akvaryumu var, bazılarında biyotop akvaryumları da sergileniyor. Çoğunlukla belediye ve sponsor firmalar tarafından finanse edilen bu merkezler, sadece doğaseverlere veya bilinçli akvaristlere değil, herkese yönelik popülist bir yaklaşımla tasarlanıyor. Dolayısıyla derinliğe değil, ihtişama ve çeşitliliğe önem veriliyor. Bol çeşit olsun ki herkes ilgileneceği birşey bulabilsin diye düşünülüyor. Bu da merkezin hem kuruluşunun, hem de bakımının çok pahalıya malolmasına neden oluyor. Giriş ücreti, kafeterya, hediyelik eşya satışı gibi gelirler çoğu zaman masrafların yarısını bile karşılayamıyor, o yüzden de bu tip akvaryum müzeleri ancak belediye ve firma sponsorluklarıyla gerçekleştirilebiliyor. Kente renk katacak ve ticareti canlandıracaksa belediye bu tip pahalı yatırımlara seve seve girişiyor. Örneğin Avrupanın en büyük deniz akvaryumu olan Valencia’daki okyanus müzesini her yıl üç milyon kişi ziyaret ediyor, bunların büyük bir bölümü de başka şehirlerden geliyor.

B. Akvaryumda davranış gözlemleri:

Henüz farkedilmemiş bir potansiyel! Çoğumuz hayvanlar alemiyle ilgili belgeselleri büyük bir ilgiyle izliyoruz. Aslanlar, kaplanlar, timsahlar, kuşlar... Gerçekten kaliteli belgesellerin yapımı yıllar sürüyor. Yetenekli kameramanların büyük bir sabırla doğru zamanda doğru yerde olması gerekiyor. Yılların emeğini en fazla bir saat içinde izliyoruz. Örneğin aslanların aile yapısını, avlanmalarını, yaşam mücadelelerini belgeleyebilmek için kameramanların yüzlerce kilometrekarelik bir alanda aylarca süren çekimler yapmaları gerekiyor. Afrika’ya kendiniz de gitseniz değişen fazla birşey olmayacaktır. Sadece aslanları daha yakından görmüş olacaksınız, fakat davranış biçimlerinin ancak çok dar bir kesitini görebileceksiniz. Belki de onları sadece uyur ve esnerken görebileceksiniz.

İnce düşünülmüş geniş biyotop akvaryumlarında ise dar zaman ve mekanda çok ilginç gözlemler yapmak mümkündür. Örneğin Apistogramma türü cüce çiklitlerin bölge koruma, harem kurma, yavru büyütme davranışlarını düşünün. Veya bazı Tanganyika çiklitlerinin aile kolonileri kurması, büyük kardeşlerin küçük kardeşleri kollaması... Tehlike anında yavrularını ağzına alan Malawi çiklitleri... Bütün bu ilginç davranış biçimlerini bir akvaryumun önünde birkaç dakika içinde izleyebilirsiniz.

Peki bu potansiyel neden yaygın olarak farkedilmiyor? Neden büyük akvaryum müzelerinin çoğu, ilginç davranış biçimlerini değil de, balıkların çeşit bolluğunu ve biçimsel güzeliğini sergilemeye yönelik tasarlanıyor?

Akla birkaç neden geliyor. Birinci ve belki de en önemli neden, çoğunluğun ilginç balık davranışlarından haberdar olmaması, olsa da ilgilenmemesidir. Doğal eğilim olarak insanlar, kendi boyutlarına yakın veya daha büyük canlılara ilgi duyarlar. Ne kadar güzel de olsalar küçük balıkları izlemek belirli bir alışkanlık gerektirir. Diğer önemli bir neden de, insanların çoğunun kendi kendine karar veremeyen, bazen koyunluk derecesinde sosyal canlılar olmalarıdır. Balık davranışlarının gerçekten çok ilginç olduğunu anlamak için çevrelerindeki başkalarının da balık davranışlarını çok ilginç bulması gerekir. Yoksa kendiliklerinden balık davranışlarının ilginç olduğuna karar veremezler.

Her ikisi de yaygın bilgilendirme ve özendirmeyle aşılamayacak engeller değildir. Ayrıca amaç zaten herkesin ilgisini çekmek değildir; hedef kesim bellidir: Doğaseverler ve bilinçli akvaristler. Ancak sadece bu dar hedef kesimin değil, çoğunluğun da ilgisini çekebilecek bir potansiyel olduğu da bir gerçektir. Bugünkü çoğunluğun ne düşündüğüne aldırmadan bu potansiyeli ilk ve doğru dürüst kullanan avantajlıdır.

C. Malzemecilik doktrinini aşabilmek

Çok küçük yaşlardan itibaren, belki de batı kültüründen gelen bir malzemecilik doktrininin etkisinde kalıyoruz. Para vererek alınan insan yapımı malzemeleri zenginlik kabul ederken doğanın ancak kaybettiğimiz zaman değerini anladığımız (bazen de anlamadığımız) bedava zenginliklerini gözden kaçırıyoruz.

Örneğin bugünün şehir çocukları bilgisayar, elektronik oyuncak ve cep telefonu benzeri türlü alet-edevatlar yönünden zenginleşirken, mahallede oyun alanı, trafik sorunları nedeniyle okul dışı zaman, yeşil sahalar ve doğal zenginlikler yönünden hızla fakirleşiyor. Eskinin şehir çocukları daha çok mahalle arkadaşlıkları ve oyunlarıyla zaman geçirirken, bugünün şehir çocukları mecburen eve kapanıp türlü alet-edevat ve zerzevatla zaman geçiriyor. Durum böyleyken, çoğunluğun sadece insan yapımı malzeme zenginliğine odaklanarak "gelişiyoruz" demesi, malzemecilik doktrininin ne kadar derinlere kadar işlediğinin bir belirtisidir. Nesnel bakıldığında en azından böyle bir kesinlikle "gelişiyoruz" denmemesi, gelişip gelişmediğimizin, malzeme zenginleşmesiyle doğa fakirleşmesinin tartıldığı bir tartışma konusu olması gerekirdi.

Tanınmış, marka yaratmış akvaryum firmalarına da baktığınızda, bu firmaların genelde canlı ve malzeme tüketimini azaltan biyotop akvaryumu fikrinden pek hoşlanmadıklarını, kazanç kapısı olarak tamamen malzemeye odaklandıklarını görürsünüz. Bu tip firmaların el kitapçıklarında her soruna karşılık bir malzeme önerilir ve okuyucuya akvaryumculuğun bir malzeme sporu olduğu aşılanır. Bu kitapçıklar yararlı bilgilerin de yanında aslında gizli bir doktrinasyon (beyin yıkama) içerir: "Bu malzemeleri kullanmadan doğru dürüst akvaryumculuk yapamazsınız" mesajı verilir ki bu mesaj aslında yanlıştır.

Örneğin anaerobik nitrat filtrelerini ele alalım. Bu konu forumlarda da tartışılmıştı. Pahalı nitrat filtrelerini ve filtre malzemelerini satan firmalar size aynı işin, hatta çok daha iyisinin, elektrik yerine güneş enerjisiyle çalışan bitkiler tarafından yapılabileceğini söylemezler. Bitkiler bilinen en iyi su arıtıcılarıdır; hiçbir insan yapımı malzeme bitkilerin yerini dolduramaz. Suüstü ve sualti bitkileriyle yeterince bitkilendirilmiş, yeterli güneş ışığı alan akvaryumlarda nitrit, nitrat veya fosfat sorunu yoktur.

Benzer şekilde, hiçbir suni ışık kaynağı doğal güneş ışığının yerini dolduramaz. HQI ve T5’ler dahil, hiçbir lamba henüz gün ışığının spektrum özelliklerine yaklaşabilmiş değildir. Hala balıkların renklerini en iyi gösteren ışık gün ışığıdır. Bitkiler en iyi gün ışığında gelişir. Yavru balıkların besini olan bazı mikroorganizmalar sadece güneş ışığı altında çoğalabilirler. Bir metrekarelik gün ışığının yerini doldurabilmek için pahalı bir ışıklandırma sistemi almanız, ortalama 200-300 Watt gücünde elektrik enerjisi harcamanız ve yılda bir eskiyen lambaları değiştirmeniz gerekir. O halde neden güneş enerjisinden daha iyi yararlanmanın yollarını aramıyoruz da malzemeye odaklanıp türlü lambalar ve yedek parçalarla uğraşıyoruz?

D. Maksimum ekoloji, minimum teknoloji

Biyotop akvaryumlarına ağırlık veren bilinçli akvaryumculuk fikri malzeme doktrinine tamamen karşıdır. Tabi ki yerine göre ısıtıcı, su motoru, sünger filtre veya yem gibi malzemeler kaçınılmazdır. Ancak temel amaç maksimum ekoloji, minimum teknolojidir (insan teknolojisi). Doğala daha yakın biyolojik yöntemlerle daha iyi çözülebilecek sorunlar için neden malzeme kullanalım? Sadece canlı ve malzeme satışından değil, kültür-eğlence hizmetlerinden de gelir yaratabilirsek zaten ticari yönden de malzeme doktrinine ihtiyaç kalmaz.

İki yıl kadar önce Zürih hayvanat bahçesinin akvaryum bölümünü sorumlusuyla birlikte gezmiştim. Bölümün başkanı (kurator) önce akvaryumları gezdirdikten sonra büyük bir gururla arka plandaki devasa su hazırlama, mikrocanlı üretme ve arıtma tesislerini göstermişti. Bana "akvaryumlar sadece bir sahne, buzdağının görünen yüzü; bilgi birikiminin %80’i arka plandaki teknolojide" demişti. Teknolojiden kasıt da birtakım elektrikli aletler, türlü lambalar, çirkin su boruları ve bidonlar, bu teknolojinin gerektirdiği estetiksiz ve tekdüze bakım işleriyle uğraşmak zorunda kalan elemanlar...

Şimdi nasıl düşünmeli? "Bravo, ileri bir teknoloji kullanarak modern bir akvaryum sergisini gerçekleştirmişler, keşke biz de bunları yapabilsek" diyerek bu ileri teknolojiye mi özenmeli, yoksa "bu teknoloji ve malzemeye odaklanmanın doğal sonucu, her sorunu türlü malzemelerle çözmeye çalışmak yerine kurulacak akvaryumların ekolojik modellerini daha iyi düşünmek gerekirdi; böylece malzeme ve bakıma olan ihtiyaç azalırdı. Örneğin akvaryumlar çok dar ve güneş ışığı almıyor, daha geniş tutulup tepeden güneş ışığıyla aydınlatılsalardı ve bolca bitkilendirilselerdi ne bu kadar elektrik masrafı olurdu, ne de bu teknoloji harikası devasa arıtma tesisine ihtiyaç kalırdı" diye mi düşünmeli.

Bence ekoloji yerine malzemeye odaklanmanın en kötü tarafı şudur: Malzemecilik, yani teknoloji yönünde hızla ilerlerken işin ekoloji yönünde tamamen cahil kalıyoruz, çok daha üstün bazı ekolojik (doğal) çözümleri gözden kaçırıyoruz.

E. Belirli bir hedef kesim, ihtişam ve çeşit bolluğu yerine davranış gözlemleri

Bilyap’ın hedef kesimi herkes değil, sadece ekoloji ve davranış konularıyla ciddi olarak ilgilenen doğaseverler ve bilinçli akvaristlerdir. Dolayısıyla düşündüğümüz kültür ve eğlence merkezinde hedeflenen çeşit bolluğu veya ihtişam değil, niteliktir. Örneğin köpek balığı da olsun, piranha da olsun ki herkes görmeye gelsin dememeliyiz. Sadece birkaç tane, ama büyük, tepeden güneş ışığı alan, minimum enerji, bakım masrafı ve teknolojiyle çalışan, küçük balıklara geniş yer veren birkaç güzel biyotop akvaryumu kurmalıyız.

"Çeşit bolluğu yerine nitelik" sözüne bir açıklık getirmek isterim. Geçen sene (2003) İsviçre’deki Basel Zoo’yu (hayvanat bahçesi) ziyaret etmiştim. Burada büyükçe bir bina sadece akvaryumlara ayrılmış. İçinde herbiri belki 1 tonluk 20-25 konulu (biyotopumsu) akvaryum var. Bazı akvaryumlar daha da büyük. Akvaryumlar fena değildi, ancak hiçbirinin önünde birkaç dakikadan fazla duramadım. Binaya girip çıkmam da bir saat sürmemiştir, üstelik bu arada film çektiğim halde... Akvaryumlar güzel sayılabilir, ancak ne de olsa her biri birer sınırlı kutu. Balıklar bezginlik içinde bir sağa bir sola yüzüyor, başka bir şey görmüyorsunuz.

Bu binadan biraz hayal kırıklığıyla çıktıktan sonra Zoo'yu dolaşırken bir de baktım timsahlarin havuzuna Malawi çiklitleri koymuslar. Havuz bir seranın içinde, en azindan 4x3 metre ölçülerinde. Kayalık, doğala yakın bir ortam yaratmışlar, hoş bir genişliği var, önünde oturup bir saat sıkılmadan balıkların ilginç davranışlarını seyredebiliyorsunuz. Üstelik sadece ben de değil, baktım çoluk-çocuk anne-baba herkes camın önünde oturmuş balıkları izliyor. Aulonocara türünden teritoryal bir çiklit, dişilere kur yaparken inanılmaz bir hızda yarıçapı belki bir metreden büyük bir daire çiziyor –ki böyle bir davranış akvaryumda değil ancak bir havuzda gözlenebilir. Öyle bir genişlik hissi var ki, balıkları sanki akvaryumda değil, gölde yüzerken seyrediyorsunuz. Bir yerde binbir teknikle (suni ışık, filtre vs.) donatılmış, kurulması ayrı pahalı, bakımı ayrı angarya bir sergi, öbür tarafta çok daha basit, ama çok daha ilginç bir akvaryum.

F. Bilinçli akvaristler grubu

Bilyap’ın diğer bir farkı ise, ticari hedeflerini gerçekleştirebilmek için sadece piyasadaki akvaryumcularla değil, başka mesleklerden gelen amatörlerle de organize olmak istemesidir. Bunun birkaç nedeni vardır.

Bu nedenlerden biri, Bilyap’ın kurucularının da başka mesleklerden gelen, eski amatör, yeni profesyönel kişiler olmasıdır. Sanal mağazayı idare eden birkaçımız hariç hiçbirimiz bütün zamanımızı Bilyap’a ve akvaryumculuğa ayıramıyoruz, fakat buna rağmen ortaya bazı ürünler koyabildik. Demek ki akvaryumculuk adına bir şeyler yapmak için %100 akvaryumcu olmak gerekmiyor. Türkiye’deki akvaryumculuğun, iyi veya kötü, bugünkü durumunun sorumluluğu sadece sektörün içinde olanlara değil, bu konuyla amatör olarak ilgilenip de ortaya şikayetten başka ürün koymayanlara da aittir. Sadece şikayet edebiyatıyla bir yere varılmaz; eğer konuyla ciddi olarak ilgileniyor ve akvaryumculuğun daha iyi noktalara gelmesini istiyorsanız, mesleğiniz ne olursa olsun, birileriyle bir şekilde organize olup ortaya somut bazı çözümler koymanız gerekir.

Fakat belki de en önemli neden, bir bütün olarak düşünülmesi gereken bilinçli akvaryumculuk projesinin yaratıcılık ve çözüm üretme yetenekleri gerektiren, hem teknik hem de ticari açıdan zor (ama o derece de zevkli) bir proje olmasıdır. Yani pratik tecrübeden çok akademik yeteneklere ihtiyaç var. Her ülkede olduğu gibi, ülkemizde de yeni çözümler üretme yeteneğine sahip insanlar çok az ve zor yetişiyor. Bunların önemli bir bölümü yurt dışına gidiyor, geri kalanı da Türkiye’de çeşitli meslek gruplarına dağılıyor.

Amaçlarını gerçekleştirebilmesi için Bilyap’ın akvaryumculukla ciddi olarak uğraşan, bilinçli akvaryumculuk fikrini benimsemiş, Bilyap’a artı-değer katabilecek meslek sahipleriyle organize olmayı başarması gerekiyor. Çünkü özellikle mimarlık, işletmecilik, iç dekorasyon, seracılık, botanik, ekolojik modelleme gibi konularda bilgi ve yönetim desteğine ihtiyaç var.

Kişisel yetenekleri yüksek ancak sorunları kişiselleştirmeye, polemiğe ve dedikoduya yatkın duygusal bir milletiz, o yüzden de çoğu alanda iyi organize olamıyoruz. Ancak bu, durum sürekli böyle kalacak demek değildir; pozitif-eleştirel insanlar organizasyon konularını da doğru analiz edip kişilikten kaynaklanan zorlukları rahatlıkla aşabilirler.

G. İlk adım: Magazin (yeni adıyla akvaryum makaleleri) yazarlığı

Magazin yazarlığını Bilyap organizasyonuna katılmanın ilk adımı olarak görüyoruz. Yazarlık, yayın hakları anlaşması, ödemeler ve yazı başvurularıyla ayrıntılı bilgiyi yine akvaryum sitemizin bu ORGANİZASYON bölümü altında ayrı bir sayfada yayınlayacağız. Fikirlerine ve gözlem yeteneğine güvenen herkesi bu ilk adımı atmaya davet ediyoruz.

Anlaşma yaptığımız yazarlarımızı çok yakından takip edeceğiz. Kimler gerçekten orjinal fikirler üretiyor, ilginç gözlemler anlatıyor, kimler her yerde bulunabilecek sıradan şeyler yazıyor? Kimlerde farklılık yaratma anlayışı gelişmiş, kimler taklitçi? Kimler gerçekten takipçi; sonuna kadar gidip somut çözümler çıkarıyor, kimler yarı yolda bırakıyor? Kimler büyük bir hevesle başlıyor ama sonradan tavsatıyor, kimler tutarlı ve gerçekçi bir tempoyla devam ediyor? Kimler polemikçi, kavga etmek için tartışıyor; kimler pozitif-eleştirel, çözüm bulmak için tartışıyor? Kimler üstü kapalı ve yuvarlak konuşuyor, kimler açık ve net? Kimler gizemli bilirkişi kalmayı seviyor, kimler bilgisini samimiyetle paylaşıyor?

İki-üç yıl yılmadan usanmadan bizimle başarıyla çalışmış yazarlar (bilinçli akvaristler grubu) Bilyap’ın hissedarları olup yönetimde doğrudan söz sahibi olacaklar. Böylece Bilyap birkaç kişinin tapulu malı olmaktan çıkıp bir bilinçli akvaristler organizasyonu haline gelecek. Bilyap’ın bütün başarı veya başarısızlıkları bilinçli akvaristlere ait olacak. Hangi kriterlere göre ne kadar hisse verileceğini yine bu ORGANİZASYON bölümü altında yayınlayacağız.

H. Kendine has, kendi içinde tutarlı bir akvaryumculuk anlayışı

Düşük alım gücü, (dürüste) yüksek vergiler ve bezdirici devlet bürokratisisi gibi çeşitli olumsuzluklara rağmen Türkiye’de çok başarılı bir organizasyon kurulabileceğini düşünüyoruz, yeter ki biribirini tamamlayan doğru yetenekler bir araya gelsin. Tamam, ekonomi biraz zayıf, fakat bu batı ekonomilerine has tek yönlü malzemecilik doktrinini aşmak için bir itici güç bile olabilir. Türk halkının düşük alım gücüne uygun, mümkün oldukça malzemenin yerine bilgiyi ve ekolojiyi koyan, fakat yine de bilinçli akvaryumculuk prensiplerinden ödün vermeyen, kendi içinde bütün bir akvaryumculuk anlayışını geliştirmemiz gerekiyor. Ekolojik üretim için iklim ve çevre şartları uygun; Türkiye’de neredeyse her çeşit iklimi bulmak mümkün. Organizasyon becerimiz biraz düşük olmasına rağmen kişisel yeteneklerden yana bir eksiğimiz yok. Hedef, belirlediğimiz sınırlı alanda sadece Türkiye’de değil, dünyada en iyisini yapmak olmalı.

Biyotop akvaryumlarını ön plana çıkaran tamamen kendine has bir bilinçli akvaryumculuk ekolü (maksimum ekoloji, minimum teknoloji) oluşturulabilir ve bu alanda uluslararası bir isim yapılabilir. Hedef kesim kesinlikle Türkiye’yle sınırlı kalmamalıdır. Modeller, örnegin yukarıda sözünü ettiğim kültür-eğlence merkezleri, Türkiye’de geliştirilip denenebilir, Anadolu’ya has müzik, mutfak ve folklör gibi kültür öğeleriyle birleştirilerek Avrupa ve Amerika kentleri dahil dünyanın çeşitli şehirlerine uygulanabilir. Zor bir hedef, ancak Türkiye’nin dar ve dengesiz ekonomisi düşünüldüğünde ekolojik araştırma/üretim etkinliklerini finanse edebilmek ve bu iş için gerekli yetenekli insanları çalıştırabilmek için uluslararası gelir kaynakları yaratabilmek şart gibi gözüküyor. Günün birinde, Parislilerin de ekolojik modeli Bilyap tarafından geliştirilmiş dev bir Amazon akvaryumunun önünde Anadolu türküleri eşliğinde mantı yediklerini düşünün.

Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu
İlk yayınlanma tarihi: 3 Ocak 2005