Akvaryumda su arıtımı için ev bitkileri

Düşük teknolojili doğal akvaryumda (bkz. odamdaki biyotop) suüstü bitkisi olarak Japon şemsiyesi (Cyperus alternifolius) ve Echinodorus rigidifolius. Güneş ışığı aldığında Japon şemsiyesi çok hızlı büyüyor.

Diana Walstad, (bitkili akvaryumum ekolojisi) adlı kitabında, suüstü bitkilerinin tamamen sualtında büyüyen bitkilere göre suyu neden daha iyi arıttığını şöyle açıklıyor:

Suüstü bitkileri:

  • Genelde daha hızlı büyürler.
  • Işığı ve karbondioksiti daha verimli kullanırlar.
  • Köklerinin çevresine daha kolaylıkla oksijen yayarlar.

Suüstü bitkilerinden kasıt, yaprakları su yüzeyinde veya suüstünde büyüyen bitkilerdir. Bunlar Salvinia veya Pistia gibi yüzen bitkiler, Echinodorus veya Cyperus gibi bataklık bitkileri, sarmaşıklar, epifidler veya kökleri suya dayanıklı (hidrokültüre elverişli) kara bitkileri olabilir.

Bitkiler ne kadar hızlı fotosentez yapıp ne kadar hızlı büyürlerse suyu da o kadar iyi arıtırlar. Sualtı bitkilerinin akvaryumda büyümesini sınırlandıran en önemli iki faktör karbondioksit ve ışıktır.

Kökleri suya dayanıklı olduğu için genelde hidrokültür bitkilerinin çoğu akvaryumlarda denenebilir. Hızlı ve sürekli büyüyen suüstü bitkileri suyu hiçbir teknoloji harikası filtrenin arıtamayacağı kadar iyi (etkin ve çok yönlü) arıtırlar. Hatta benim kendi tecrübem, Apistogramma türlerini uzun süre sağlıklı besleyebilecek kadar düşük nitratlı akvaryumlar ancak suüstü bitkilerinin arıtımıyla mümkün oluyor. Suüstü bitkilerinin yeri ancak çok sık su değişimleri ve filtre malzemesi yıkanmasıyla doldurulabilir ki (hamallık!) bu uzun vadede mutlaka aksıyor.

Akvaryumlarda en çok kullanılan ev bitkileri:

  • Epipremnum pinnatum (syn. Scindapsus aureus)
  • Japon şemsiyesi (Cyperus alternifolius)
  • Sarmaşık incir (Ficus pumila)
  • Deve tabanı (Monstera deliciosa)
  • Şans bambusu (Dracaena sanderiana)
  • Syngonium türleri

Kökleri akvaryum içinde büyüyen deve tabanının akvaryumu en iyi arıtan bitkilerden biri olduğu söyleniyor. Fakat bu bitki için çok yer lazım. Ben deve tabanı hariç listedeki bütün bitkileri denedim. Denediğim bir iki Syngonium türü haricinde hepsi akvaryumlarıma çok iyi uyum sağladılar.

Epipremnum pinnatum mutlaka her akvaristte bulunması gereken bir bitki. Dayanıklı, çok farklı koşullara uyum sağlayabiliyor, hızlı büyüyüp suyu iyi arıtıyor. Ancak hızlı büyüyen bu sarmaşığın nereye doğru büyüyeceğini, nereye sarılacağını önceden düşünmek gerekir. Fazla uzayan kolları arasıra kesip kısaltmakta hiçbir sakınca yok. 30-40 cm boyunda bir sürgün kesilip su dolu bir vazoda birkaç hafta bekletilirse kendiliğinden köklenir. Hatta bir kıskaçla akvaryumun kenarına tutturularak doğrudan akvaryumun içinde köklenmesi de beklenebilir. Epipremnum pinnatum bitkisini küçük çocuklardan uzak tutmak gerekir; yaprakları zehirlidir.

Japon şemsiyesi de (Cyperus alternifolius) büyük akvaryum ve havuzlar için mükemmel bir bitkidir. Sevdiği güneş ışığında boyu 1.5 metreyi bulabilir. Yapraklarının su dışında kalması şartıyla 40 cm’ye kadar olan su derinlinde doğrudan tabana dikilebilir. Çok hızlı büyüyüp kök saldığı için kumu sağlıklı tutar, suyu da çok iyi arıtır. Yüksek pH derecelerine de uyum sağlayabildiği için büyük Malavi ve Tanganika akvaryumlarında rahatlıkla büyütülebilir.

Sarmaşık incir, Anubias gibi yavaş büyüyen, ama ev akvaryumları için belki de en dekoratif ve en sürdürülebilir bitki türüdür. Yavaştır, ama inatçıdır. Yıllar içinde akvaryumun bütün arka duvarını kaplayabilir. Duvar önceden mantarla kaplanırsa bitki çok daha kolay tutunur, hem de çok dekoratif gözükür.

Bu galeride benim kendi gelmiş geçmiş akvaryumlarımdan görüntüler bulabilirsiniz.

5
Sayfaya verdiğiniz not: Hiçbiri Ortalama: 5 (2 votes)
Yorum gönderim kuralları:
  • Yorumlar düzgün bir Türkçeyle, sitenin içeriğine ek bir değer katacak şekilde yazılmış olmalıdır.
  • Yorumun başlığı ana fikri net bir şekilde vermeli, yorumu diğerlerinden ve benzerlerinden ayırmalıdır.
  • Genel telif hakki kuralları yorumlar için de geçerlidir. Üç cümleyi aşmaması gereken doğrudan alıntılar için mutlaka kaynak belirtiniz.
  • Bütün yorumlar onaylanmadan önce kontrol edilir. Konuyla ilgisiz ya da reklam veya uygunsuz kelimeler içeren yorumlar silinir.
  • Balık ve bitki sayfalarında sadece bilgi verici yorumlar onaylanır. Bu sayfalarda ancak yeni bir fikir veya bilgi içeren, sayfanın içeriğine ek değer katan yorumlar yayınlanır.

İlkelliğe dönüş büyük başarı sağlıyor

İlk akvaryumumu 1980 yılında edinmiştim . O zamanlar dış filtreleri almak imkansızdı tabii , iç filtreleride motor kapandığında pisliği suya saldığı için sevmezdim ... Yaşı benim gibi biraz geçgin olanların hatırlayacağı , meşhur hava motoruyla çalışan , üstte bir kap , içinde pamuk , hava ile su devir daim ederken , pisliğin pamukta kaldığı filtreleri senelerce kullandım ..

Sonra elimize para geçip eheim filtre alınca pamuk filtrelerde tarih oldu doğal olarak ...

3 yıl önce tüm ot yiyen balıklardan sıkılıp , bol bitkili karma bir akvaryum yaptım ... 8-9 melek , canlı doğuranlar , biraz çöpçü ve salyangozlarla ekibi tamamladım ... İş seyahatine çıktığımda , balıklara yem verme işinide eşime devrettim ... Ancak elektrik gelip gitmesi vb sebeple dıştan takma motor hava yapıp , gürültülü çalışmaya başlamış .. Eşime fişini çek ben geldiğimde akvaryumu temizlerim dedim ..

12 gün sonra döndüğümde akvaryumun çok temiz olduğunu , sadece kumu öne doğru yamuk koyduğumdan dolayı ön tarafta birikmiş pislik vardı ... Biraz el mahareti ile eski tip pamuklu filtrelerden 4 tane imal edip akvaryuma koydum . Eheim'ı devre dışı bıraktım , 2 yıl boyuncada dıştan takma motoru kullanmadan ve akvaryumu hiç temizlemeden pırıl pırıl kulandım ..

100 x 50 x 60 ebadlarında bir akvaryumda bunu başarmamın tek sebebi doğal hayatı yakalamış olmamdı ...

Yeni evimde kuracağım akvaryumdada kesinlikle dıştan takma motor kullanmayı düşünmüyorum ...

İyi günler dilerim ..

bencede çok doğru .

bencede çok doğru . bakteriler işi bitiriyor bence ve sizin kullandığınız eski sistem hem bakterilerin üremelerine imkan veriyor hemde onlara zarar vermiyor.

Öyleyse biz neden filtrelerle uğraşıyoruz?

Akvaryumu bu tür bitkilerle arıtmak mümkünse biz neden filtrelerle uğraşıyoruz? Yok mekanik filtre, yok biyolojik filtre, yok kimyasal filtre...?

tuncali üye resmi

Neden filtre?

Neden filtrelerle uğraşıyoruz? Benim aklima üç neden geliyor.

Birincisi, yüksek yoğunlukta balık besleniyorsa filtre kullanmaktan başka çare yok, çünkü filtre en azından düşük düzeylerde bile çok zehirli olan amonyağı daha zararsız nitrata dönüştürerek balıkları zehirlenmekten kurtarıyor. Ayrıca sirkülasyon yaratarak suyu havalandırıyor. Yüksek yoğunlukta balık beslenen akvaryumlarda bitkilerin arıtım gücü yetersiz kalacaktır. Kaldı ki birçok akvaryumda sadece sualtı bitkileri besleniyor, arıtım gücü daha yüksek bataklık bitkilerinden ve epifid sarmaşıklardan yararlanılmıyor.

Fakat filtreler, ne kadar modern ve teknolojik olurlarsa olsunlar, amonyağı nitrata dönüştürmenin ötesinde biyolojik geri dönüşüm anlamında bitkilere kıyasla çok yetersizdir. Filtrelerin en önemli görevi aslında bir çöp bidonu gibi organik atıkları toplayıp biriktirmektir. Eğer bu çöp bidonu sürekli boşaltılıp çöpler akvaryumdan dışarı atılmazsa, filtre haznesinde biriken organik atıklar eninde sonunda nitrat, fosfat ve mineralizasyon olarak akvaryuma geri döneceklerdir. Bu nedenle filtre demek endüstriyel alışveriş, düzenli bakım, yedek parça, masraf ve alet edevat yükü demektir.

İkinci neden, düşük yoğunluklu ve arıtım (geri dönüşüm) için bitkilere ve biyoçeşitliliğe ağırlık veren doğal akvaryumların yeterince tanıtılmayışıdır.

Akvaryum deyince çoğunun aklına yüksek yoğunluklu balık vitrinleri geliyor. Halbuki düşük yoğunluklu bitkili doğal akvaryumların seyir zevki yüksek yoğunluklu endüstri akvaryumlarından hiç geri kalmaz, hatta içerdikleri biyoçeşitlilik nedeniyle bence daha da fazladır. Sektörde malzeme satan ticari firmalardan doğal akvaryumları tanıtmaları beklenemez, çünkü alet edevat ve canlı satışı anlamında kendi bindikleri dalı kesmiş olurlar. Doğal akvaryum demek daha az malzeme, enerji ve canlı tüketimi demektir. Bu nedenle doğal akvaryumları sürdürülebilir ekolojik modeller olarak deneyip geliştirip yaygınlaştırmak ancak balık koleksiyonculuğunun ötesine geçip ekolojiyi anlamaya çalışan amatörlerin (bilinçli akvaristler) işi olabilir.

Benzer bir örneği ekonomiden vermek mümkündür. Dünyada su kaynaklarının kıtlaşması ve kalanların de kirlenmesi üzerinde GE ve Siemens gibi büyük şirketler su arıtım işine girdiler. Bu şirketlerin (bilerek veya bilmeyerek) temel geçim kaynağı aslında akarsu kenarlarında suyu arıtan bitki örtüsünün ve ormanların tahrip edilmesidir. Çünkü suyu arıtan bitkiler olduğu sürece büyük arıtma tesisleri kurmaya gerek kalmayacaktır. Dolayısıyla bildik ticari şirketlerden samimi bir şekilde bitki örtüsünü korumaları beklenemez; bu ancak gelecek nesilleri düşünen sivil toplum örgütlerinin işi olabilir.

Aklıma gelen üçüncü neden de aslında ikincisinden pek de farklı değil. Biyolojik geri dönüşümde bitkilerin ve salyangoz, karides ve su kurtları gibi küçük canlıların rolü pek iyi bilinmiyor. Halbuki bu canlılarla biyoçeşitliliği arttırarak çok daha sağlıklı ve çok daha az bakım gerektiren akvaryumlar kurmak mümkündür.

iyi fikir

Bilinen ev bitkileriyle suyu arıtıp balıklara daha sağlıklı bir ortam yaratmak gerçekten iyi bir fikir. Hem de çok güzel gözüküyor. Onca biyolojik filtreye malzemeye para vermek belki de boşuna.